Psikoz ve Kişilik Yapılanmalarının özellikleri, Kendime Dair
14 Eylül 2020
16:00
PSİKOZLAR
Borderline kişilik yapılanmasında bir insanın psikoz ve ilkel tutumlar arasında tutarsızlığından söz edilmiştir. Psikozu tanımlamak gerekir ise;
- · Psikoz durumunda olan kişilerin akli melekeleri büyük oranda yerinde olmadığı için mevcut gerçekliği test etmekte zorlanırlar.
- · Zamanı ve mekânı normal insanlardan farklı olarak algılayıp yaşayabilirler.
- · Algıları, düşünceleri, duyguları ve davranışları normal insanlara göre bozukluk arz etmektedir.
- · İçinde bulundukları durumun farkında olmadıklarından iç görüleri gelişmemiştir.
- · Günlük hayatın getirdiklerini yapmakta, işlerini ve diğer insanlarla olan ilişkilerini tutarlı ve düzgün bir zeminde tutmakta zorlanırlar.
- · Diğer insanlara ve kendilerine ciddi anlamda zarar verme potansiyeli taşırlar.
- · Bazılarının, gözetim altında tutulması veya hastanede kalarak ilaç ya da elektro şok gibi tedaviler görmesi gerekebilir.
Aslına bakarsanız, akıl hastanesinde yeni ve bilinmeyen bir şey yoktur; onda karşılaştığımız kendi yaradılışımızın alt katıdır.
Carl Gustav Jung
Jung, bu olguyu şu şekilde ifade etmiştir:
Çocukluğumuzun ilk dönemlerinde yaşayışımız bilinçsizdir, en önemli içgüdüsel işlevler bilinçsiz çalışır, çünkü bilincin önce bilinçdışı tarafından oluşturulması zorunludur.
Kişilik Bozuklukları
Dürtü ve duygularını yönetebilen, düşünce ve davranışları tutarlılık arz eden, başkaları ile sevgi ve güvene dayalı iyi ilişkiler geliştirebilen, yaşadığı toplum ile uyumlu, özerk ve bağımsız olmayı başarabilmiş, değişime ve gelişime açık kişiler psikolojik anlamda normal yada sağlıklı kişiler olarak kabul edilir.
Tam tersi, dürtü ve duygularını kontrol etmekte sorun yaşayan, düşünce ve davranışları oldukça değişken ve tutarsız olan, başkaları ile sevgi ve güvene dayalı ilişkiler geliştirmekte zorlanan, yaşadığı topluma uyum gösteremeyen, özerk davranamayan, değişime kapalı olan kişiler ise kişilik bozukluğu olarak kabul görmektedir.
Kişilik bozuklarına sahip insanları diğerlerinden ayıran başlıca özelliklere değinmek istenirse;
Güven ve sevgi eksikliğini derinden hissederler
Gelişimlerinin kritik dönemlerinde ebeveynleri ile kurdukları ilişkiler, bu iki temel duygunun tatmin edilmesine imkân vermemiştir. Bilinçdışı alanlarında hissettikleri sevgi ve güven eksiklikleri, yaşamın birçok alanında değersizlik ve yetersizlik gibi duygular hissetmelerine neden olur.
Dürtülerini kontrol etmekte zorlanırlar
Yaşadıkları stres ve kriz anları ile baş edemeyip şiddetli ya da abartı düzeyde duygusal ve davranışsal tepkiler verebilirler. Ağır düzeyde kişilik bozukluğu olan kişilerin verecekleri tepkiler son derece ciddi sonuçlar da doğurabilir. Şiddete başvurarak karşılarındaki kişilere ciddi fiziksel ya da ruhsal zarar verebilirler. Utanç ya da suçluluk gibi duyguları diğer insanlara göre daha az hissederler.
Boşluğa tahammül edemezler
Bilinçdışında varlığını sürdüren olumsuz duyguların açığa çıkmasını istemezler. Boşluğa tahammülleri yoktur. Ne zaman boşlukta kalma ihtimalleri olsa eyleme vurma savunma mekanizmasına başvurmak zorunda kalırlar. Düşünmeksizin veya olası olumsuz sonuçlarını dikkate almaksızın fark etmeden kişiyi belirli eylemlere sevk eden bu savunma türü, açığa çıkma ihtimali doğan bilinçdışı duyguların kişiye hissettirdiği yoğun kaygı karşısında geçici bir rahatlık sağlamaktadır. Eyleme vurma davranışları:
- · Yoğun alkol ya da uyuşturucu kullanımı
- · Sürekli sosyal ortamlarda bulunma ya da birileri ile diyaloğa girme ihtiyacı
- · Zihni başka konularla meşgul etmek amacı ile yapılan ezberlemeler, hesaplamalar ya da tekrarlamalar
- · Dürtü kontrolü olmaksızın kumar oynama
- · Aşrı TV izleme
- · Aşırı cinsel ilişkide bulunma
- · Aşırı mastürbasyon yapma
- · Aşırı bilgisayar oyunu oynama
- · Sosyal medyada aşırı aktif olma
- · Aşırı yemek yeme
- · Aşırı hız yapmak gibi adrenalin ve heyecan hissettirecek riskli eylemlerde bulunma
- · Kendine zarar verici davranışlarda bulunma (Kendini kesme, jiletleme)
- · Aşırı para harcama
- · Şuursuzca alışveriş yapma
- · İşkoliklik
Hayatı “mış gibi” yaşarlar
İlişkilerinde, kararlarında, davranışlarında içten ve samimi olmakta oldukça zorlanırlar. Bir ortamda verdikleri duygusal tepkileri, üzüntüleri, sevinçleri, cinsellikleri bile rol yapıyormuş gibi yapmacıktır. Bu gerçeğin kendileri bile farkına varmaz.
Kendilerine dışarıdan bakmakta zorlanırlar
Kendilerini tanıyıp anlamakla değil, yalnızca daha iyi hissetmekle ilgilenirler. Hatalarını kabul etmekte zorlandıkları gibi eleştirilere de tahammülleri yoktur.
Bölme savunma mekanizması hayatlarının ana belirleyicisi konumundadır
Kişilik bozukluklarının genelinin hayatı algılayış şekilleri, duyguları, düşünceleri, davranışları başvurdukları bölme savunma mekanizmasından ötürü genelde uçlarda ve tutarsız olmaktadır. İnsanlarla uzaklık ve yakınlık dengesi kurmakta zorlanırlar, hayatlarında ya çok sevdikleri kişiler ya da nefret ettikleri vardır. Duygularını ya aşırı coşkulu yaşarlar ya da depresif halde olabilirler.
Yansıtmalı özdeşim savunma mekanizmasına sıklıkla başvurabilirler
Bilinçdışında yer edinen olumsuz duygular ile baş edemediklerinden bu duyguları başkalarına yüklerler. Bir anda tartışacak bir konu ortaya atabilir ya da sudan sebepler ile başkalarına saldırabilirler. Bu tür savunmayı kullanan kişilik bozukluğuna sahip bir kişi ancak karşısındakinde kendini gördüğünde rahatlar ve sakinleşir…
Ruhsal gelişimleri duraksamaya uğramıştır
Bazı kişilik bozukluğu olan insanlar yıllar geçse bile bir olgunluğa ya da ruhsal bir gelişmişliğe ulaşmaz. Bozuk plak gibi aynı yerde ve aynı sorunlar ile uğraşıp durabilirler. Bu tür insanlara kısaca “insan yedisinde neyse yetmişinde de odur” atasözünü uygun bulmak doğru olur.
14 Eylül 2020
17:12
Eminim sizlerde kendinizde bu tür davranışları gözlemlemiş lakin üstünde durma cesaretini kendinizde bulamamış olabilirsiniz.
Ben psikoterapiye başlamadan önce sıkça başvurduğum eyleme vurma savunmamı nevrotik düzeye geliştirdiğimi düşünüyorum. Araştırmama göre Uzaklaşmacı sınır kişilik bozukluğuna sahip biri olduğum görüşüne vardım. Bir PDR uzmanına ani duygu durum bozukluğu ve aşırı cinsel ilişkide bulunarak sonunda kendime zarar vermem sonucunda ihtiyaç duydum. Aşırı şekilde sevgi ve ilgi arsızı olduğum bir gerçek. Lakin yaşadığım ilişkiler konusunda terkedilmenin acısını hissetmemek için benim terk ettiğim de doğrudur. Ailem açısından çocuk yaşta yaşadığım olumsuz etkenler beni başlı başına yetersiz ve değersiz hissettirdi. Üç kız kardeş olmak bir yana ablamla aramızda 2 yaş olmanın fazla etkisi olduğu kanısındayım. Psikolojik açıklamalar bir bebeğin kişiliğinin temelinde anne (bakım veren) olduğu ve aynı kişilik yapılanmalarına sahip olduğunu söylüyor. Tartışılır bir konu olmakla beraber ben babamla aynı kişilik yapılanmasına sahip biriyim.
Uzun uzun kendimi anlatmak sizleri de yormak istemiyorum. Odipal çatışmamla oluşan hemcinsimle olma isteği, ya da kendimden yaşça büyük olgun insanlarla birlikte olmam ayrılma-bireyselleşme döneminde babanın da büyük rol aldığı cinsiyet ve cinsel eğilimi belirlediği dönemin benim açımdan olması gerektiği gibi gitmemesi… Şu an 20 yaşındayım ve iletişim kurup diyalog halinde bulunduğum, flört-sevgili edindiğim sayısını ben bile bilmiyorum. Tek istediğim ilgi, sevgi, şefkat sonra daha fazla sevgi, daha fazla ilgi…
18 yaşıma geldiğimde konuştuğum ve benden 5 yaş büyük biri ile ilk birlikteliğimi yaşadım. İlişkimizde benimle aşırı şekilde ilgilenmesi, sürekli sevgi göstermesi başlarda hoşuma gitti lakin ailem ile o kadar çok uzaklaşmıştım ki… Bir yerlerde yanlış olduğunu düşünerek sonlandırmak istedim. Üniversiteye başladığımda beni fazlasıyla sınırlamıştı. Bende bir şekilde farkındalık oluştu ve o ana değin beklentilerini karşılayarak onun istediği kalıba girmem son bulmaya başladı. Onun da Borderline olduğunu düşünmem saplantılı şekilde bana yapışmasından kaynaklı… Tartışılır. Bilmiyorum. İlişkimizin sonu yok. Bir hata ve büyük tecrübe edinerek evlendim. Sevdim. “Nefret ediyorum ama seni seviyorum” ya da “seviyorum çünkü sana ihtiyacım var” sözü sınır kişilik yapılanması için uygun sözler…
Neyse ne işte boka sardı ve olmadı. Mahkûm edildi. Bir yıl ne yaptığımı bilmeksizin heba ettim. PDR ve bireysel terapiye başvurmam böyle beni bir bir uçuruma iten olaylar silsilesi ile oldu. Durmak bilmiyordum. Sürekli cinsel birliktelikler yaşayıp sırf ailemin görmesi adına eve geç geliyordum. Beni görmelerini, benimle ilgilenmelerini bekliyordum. Lisede bilinçdışı yetersizlik, değersizlik, kaygı gibi duygularımın sonucunu kendime zarar vererek geçici eyleme vurma eğilimlerinin olduğunu hatırlıyorum. Yaşadığım bu olayla daha da dibe batmış hissederek artık saçlarımı kesiyor, sigara izmaritlerini kendime basıyor, her sabah yara içinde uyanıyordum…
Kurduğum ismi lazım değil ilişkilerim hiçbir gerçeklik barındırmayan Borderline Kişilik Yapılanmasının savunmaları niteliğindedir. Terapi sürecimde yaptığım evliliğin Stockholm sendromu olduğu bilgisine ulaştım. Diğerleri ve anlık değişen tutarsız duygu, düşünce ve davranışlarımın sırf yaşadığım toplum içinde beni görmelerini, sevgi ve ilgi ihtiyacımın giderilmesi için başvurduğum savunma mekanizmalarıdır. Bazen bunların farkında olmayız çünkü o şekilde büyüdük. Mühim olan değişime açık olmak ve benliğimizi bulmak adına inanarak bilinçdışı ile bir cesaret savaş başlatmak…
Yaklaşık iki aydır belki 3, aile gözetimi altında yaşıyorum. Terapi sürecimde ailemle olan ilişkimi düzelttim ve bir başka kişiye ihtiyaç duymuyorum. Sürekli doğru ilişki diye belirttiğim ilişki anlayışıma uygun bir beyefendi bulduğumu düşündüğümü sanmıştım. Lakin günümüzde kişilik yapılanmaları bizlere atalarımızdan süre gelen koca bir döngü ile baş başa bırakmış ve insanları anlamak bir o kadar zor hale gelmiş durumda. Ben yapım gereği karşı tarafı hep iyi niyetli bulmuş, zarar gelmez demiş… sırf biraz ilgi sevgi için beklentisini karşılamak adına kendimden ödün vermiş biri olarak edindiğim hata olarak bakılan ama benim için tecrübe niteliğinde olan ilişkilerimde artık hayır demeyi ve cinsel bir birlikteliği gerçek anlamda kabul etmemeyi öğrendim.
Sevginin ne olduğunu bilmiyorum. Karşı tarafla nasıl konuşulur ne şekilde davranılması gerekir ne yaparsam sevgimi belli etmiş olurum bilmiyorum. Şu an inzivaya çekilmiş vaziyette kendimi sorguluyor ve bu boşlukta bunu nasıl yararlı hale getiririm diye düşünüyorum. Beyefendi diye tabir ettiğim kişi ile çok farklı düşüncelere sahip olduğumu fark ettim. Belki bir terapiye başlamış olmasam, id-ego düzeyimi bir üst seviyeye taşımamış olsam beklentisini karşılamak için çoktan var gücümle direnmiştim. Ama Aşk ve sevgi benim için cinsellik değil. Evet bir aile kurmak için her zaman ön planda tutulacak önemli bir kavram. Lakin doğru bir ilişki için bir anda birliktelik sağlamak yanlış. Çünkü her iki kişi içinde gerçeklik barındırmayan bir süreç olacak… Ona karşı ilgi duyduğumun farkındayım. Onu daha fazla tanımak istediğimi biliyorum. Yine de onun bana takındığı davranışı hoş gelmiyor. Konuşmuyoruz. Kabul etmediğim için biten hatta başlamayan bir ilişki benim alışık olduğum bir süreç.
Ben uzun bir süre daha kimseyle diyaloğa girmeden, ailemle vakit geçirip kendimi tam anlamı ile tanımakla meşgul olmak istiyorum. O eğer benimle kurduğu ilişkinin doğru olduğunu düşünüyor ise bekler… İç seslerim tam şu an ortaya çıktı ve bilin bakalım ben ne yapmak istiyorum. Kafamın içinde kurduğum o fantezi dolu ama bir o kadar acımasız dünyayla umarım daha fazla yaşamam.
“Başı neydi sonu ne oldu” dan oluşan yazım umarım sizi bunaltmamıştır. Yapmak istediğim şey değişime açık olmanız, her ne yaşanırsa yaşansın kendinizi kabul edip en başta kendinizi sevmeyi bilmeniz…
İç Sesler
Fadime ÇELİK
Yorumlar
Yorum Gönder