Kendime Dair 2
5 Eylül 2020
11:20
Tedavimin yaklaşık 4. Ayı ve üç aydır dışarı kendi başıma çıkmıyorum. Üç haftadır kimseyle iletişime geçmedim. (Sosyal Medya) O’na olan hislerim, özlemim artıyor… gün içinde daha fazla düşünüyorum. Boşluktaymışım gibi hissediyorum ama değilim. O artık yok… Bir buçuk yıl gelmesini bekledim. Olmadı… Düzinelerce mektup geride kaldı. Sezen Aksu’nun vazgeçtiğim dediği yere çoktan geldim. Şimdi nasıl âşık olunur? Nasıl birine güven duyarım? Bilmiyorum. İnsanları anlamak zor geliyor. İyilik adına hiçbir şey bulamıyorum. Neden bir kadını kolayca kullanma eğiliminde olduklarını çözemiyorum. Belki biz buna kolay şekilde izin verdiğimiz için bu duruma geliyoruz… adına Aşk değimiz şey cinsellikten öteye gidemeyen kısa süreli zevklerden ibaret oluyor… Bu cinsiyet ayrımcılığı değil. Günümüzde neden sevişmeden bir ilişki sürdürülemiyor… üstelik sırf buna hayır dendiği için kabul görmediği için ayrılan insanlarla dolu hayatımız. Neden menfaat-çıkar ilişkisi kurmak zorunda hissediyoruz?
Ben sınır kişilik yapılanmasında bir insan olarak reşit olana değin doğru düzgün el ele tutuşmak ne bilmeyen biriyken yaşadığım tramvatik olaylar ve zaman zaman kendimi intihar düşünceleri ile boğuşarak bedenime verdiğim zararlarla dış dünyaya kendimi kapamış sosyal medyada bambaşka bir dünya kurmuşken bir anda hayatım boka sardı. Evet hiç olmadığım kadar değerli hissettim. Beni güçlü hissettiriyordu… ve bense kişiliğim gereği onun beklentileriyle dolu bir yaşam sürüyordum. Ben, ben olmaktan çıkmış O’na ait biri gibi olmuştum. Aşk Sevgi Mutluluk bu kelimeler bilincimin oyunuyla anlam kazanmış kendimi göklerde hissederek birliktelik sürüyordum. O benim ona itaat etmemle hayatı anlam doluyorken bense yıllardır bilmediğim övgü dolu mesajlar, sürprizlerle değerli hissediyordum. Tam bir menfaat-çıkar ilişkisinden başka şey değil bu. Seviyorum çünkü ona ihtiyacım vardı. Seviyordu çünkü bana ihtiyacı var…
Terapi sürecimde bunu daha iyi kavramıştım. Stockholm sendromunu ilk kez daha iyi kavramıştım. Hayatıma dönüp baktığımda kendimi ne denli basitleştirdiğimi fark ettim. Bunları bilerek yapmıyorum. Yaşadığım aile, çevrem, toplum beni buna itiyordu. Dışarı çıkmak, her çıktığımda başka biriyle görüşmek, eve geç gelmek ve bile bile suçüstü olabilmek… sonrasında ne oluyordu? Hiç, Kendime ediyordum.
Şimdilerde bu farkındalığı sağladığım için değişim ve değişmeye inanarak danışmanımla geçirdiğim seanslarla o pervasız iniş-çıkışlı yaşamım kendini durgunluğa bıraktı. Üç ay ve belki daha fazla olan aile gözetimim altında insanların ne denli pislik bir yapıda olduğunu daha iyi kavradım. Mühim olan o kişilik yapılanmalarımızın farkına varıp değişime açık olabilmek…
Ben çoktan insanlık adına umudunu yitirmiş vaziyette yalnızlığın baş köşesinde dünyayı izliyorum. Uzun süre önce kendimi değiştirmek adına id-ego savaşını başlattım. İki haftadır ilaç kullanıyorum. Evdekiler dışında kimseyle iletişim kurmadığım için kişiliğimin ne yönde düzeldiğini bilemiyorum. Hayır diyebilme sanatımın geliştiğinden eminim…
Konu başta neydi sonda ne oldu hiç bilmiyorum. Anlık oluşan düşüncelerimi yazıya döktüm. Seslere kulak verin. Onlar her daim sizin yol göstericiniz olarak kalacak...
İç Sesler
Fadime ÇELİK
Yorumlar
Yorum Gönder